TÜİK ölüm istatistiklerinde kalp hastalıkları, hipertansiyon, inme ilk sırada.
Çağın, modernizmin, gelişmişliğin ve çarpıcıdır ki gelişememişliğin resmen sembol hastalığı oldu.
- Ağır hayat şartları.
- Ekonomik tablo.
- İç ve dış siyasi gelişmeler.
- Sistem dayatmaları.
- Adaletsizlik.
- Toplumsal çöküş.
- Mobbing.
- Stres
- Genetik yatkınlık.
- Sağlıksız beslenme.
- Hareketsizlik
- İklim faktörleri…
Bunlar ilk aklıma gelenler.
Ve sanıyorum ki kalbimiz üzerinde maddi manevi; hem gerçek hem de mecazi anlamda yük var.
Bazı bünyeler kaldırmakta güçlük çekiyor.
Yorulduk.
Belli ki en çok kalplerimiz yorgun…
Ve üzücü haberler; genç yaşta yaşanan kalp krizleri sonrasında kayıplar hepimizin canını yakıyor.
Son olarak
35 yaşındaki oyuncu Ece İrtem’den kötü haber geldi.
Doğum gününden bir gün sonra evinde rahatsızlandı.
Annesinin yanında kalp krizi geçirdi.
ağlık ekipleri müdahale etti ancak kurtarılamadı.
Spor geçmişi vardı ve teşhisli bir rahatsızlığı da yoktu.
İlk belirlemeye göre ölüm nedeni bu: kalp krizi.
Elbette kesin sonuç, otopsi raporuyla ortaya çıkacak.
Güzel oyuncuya Allah’tan rahmet, ailesi ve sevenlerine de başsağlığı diliyorum.
Ve soruyu soruyorum.
Kalpler Neden Zamansız Tekliyor?
Ne yazık ki kalp krizi son günlerde kapıları daha sık çalar oldu. Genç-yaşlı, hatta çocuk ayırmıyor. Deniz kenarında kriz geçiren de oluyor; iş yerinde çalışırken fenalaşan da. Daha geçen hafta İstanbul Sarıyer’de kalp rahatsızlığı olan bir yolcu belediye otobüsünde kriz geçirdi, öldü. Spor salonlarında kalbi tekleyenlerin haberlerini duyuyoruz, halı saha maçlarında üzülerek yazıyorum, son nefesini verenleri okuyoruz. Okullarda da durum benzer. İlkokul çağındaki çocuklar bile kriz geçiriyor.
Genetik bağlantısı olan da olmayan da risk altında.
“48 Yaşındayım, Çok Tatlıyım Ama Stentliyim!”
Oyuncu Bülent Şakrak, İrtem’in ölümünün ardından bir paylaşım yaptı.
“Ailemde kimsede kalp hastalığı yok, ben sanal anjiyo oldum.” dedi.
Detayları şöyle:
“Bir rastlantı sonucu hastaneye gittim. Check-up sürecinde yapılması gereken her şey yapıldı ve benim hiçbir şeyim yoktu. Ailemde kimsede kalp rahatsızlığı yok. O gün oradan çıkıp Çanakkale’ye gitmeyi planlıyordum. Doktorum telefon açtı; ‘Arkadaki damarda küçücük bir yerde bir tıkanıklık çıktı’ dedi.” Durumun daha ciddi olduğu anlaşıldı.
“Tıkanıklık sanal anjiyoda yüzde 70 küsur çıktı, gerçek anjiyoyu yaptığımızda yüzde 90’ın üzerinde çıktı! Doktorum, ‘Bu çok hayati bir durum, ortada şikâyet yok ama önlem almalıyız’ dedi.” Bundan sonraki ifadeleri çok daha çarpıcı. Ve ne kadar hayati bir durum olduğunu anlamamız için de doğru bir örnek.
“Bekletsem, biliyorum ki iki aya kendime kalp krizi geçirtirim. Ertesi gün harekete geçtik. Artık 48 yaşındayım. Çok tatlıyım ama stentliyim!” En doğru kararı hızla vermiş oyuncu.
Kendimizi dinlememiz, kalbimize kulak vermemiz, kontrolleri ihmal etmemiz işte bu kadar önemli.
Peki, kalp damar hastalıkları açısından nasıl bir tablonun içindeyiz?
Kalp krizi vakaları neden artıyor, neler tetikliyor?
Alınması gereken önlemler neler?
Sorularımın cevabını
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal’dan aldım.
“Genç yaşta kalp krizleri ve ani ölümler gerçekten arttı.” diyerek başladı söze.
Ve şöyle devam etti:
“Ailede ritim bozukluğu, yüksek tansiyon, anevrizma ve kalp krizi olan bireyler düzenli sağlık kontrollerine mutlaka gitmelidir. İlaç kullananlar aksatmamalı. Hekim kontrolünde kalmaya devam etmelidir.”
Kalbe Neler Yük Oluyor?
Ardından yukarıda yazdığım sebepleri bir bir sıraladı.
Prof. Dr. Cengiz Köksal:
“Sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve bunlara bağlı diyabet ve obezite sıklığının artması tetikleyici. Aşırı sıcakta vücut su kaybeder ve kanın akışkanlığı azalır, bu da krize zemin hazırlar. Ayrıca damarlar genişler ve tansiyon düşer, bu durum kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Uyku bozukluğu da yükü artırır.” “Stres ve Alkol Kalbin Bir Numaralı Düşmanlarıdır”Ani nefes darlığı, gögüs ağırlığını, uyuşmayı tetikliyorlar. Damarlara baskı biniyor. Oksijensiz kalınıyor.
Prof. Dr. Cengiz Köksal:
“Madde kullanımı, alkol tüketimi ve alkolle birlikte enerji içecekleri kalbin en büyük düşmanıdır. Kalp çok yorulur.”
Prof. Köksal bir başka düşmanı da işaret etti. Azılı düşmanı.
Kronik stres! Şu bir türlü kaçamadığımız, uzaklaşamadığımız bela.
“Kronik stres altında kalp daha hızlı çalışır ve tıpkı maraton koşuyormuş gibi yorulur. Kan basıncı aniden yükselir.”
Defibrilatör Cihazları Yaygınlaşmalı
Hatırlayacaksınız; Volkan Konak ve Fatih Ürek’in genç yaşta kaybının ardından defibrilatör bir kez daha gündem oldu. Kalbe kontrollü bir elektrik şoku veren bir cihaz. Bakanlık da çalışma başlattı. Özellikle kalabalık yerlere koyulacaktı. Okul, park, iş yerleri gibi…
Siz herhangi bir yerde denk geldiniz mi?
Şöyle bir araştırdım; Marmaray istasyonlarında, havalimanlarında varmış.Yine Bakanlık alışveriş merkezleri ve AVM’lerde de kademeli olarak yaygınlaştırmayı planlıyor. Cihazı kullanabilmek, hızlı müdahale edebilmek asıl mesele elbette. Türkçe komutlarla çalışıyor cihazlar ama belki milletçe bir eğitimden geçmeliyiz…
Çünkü korkarım, kalbimiz durduğunda çalıştıracak doktoru kolay kolay bulamayacağız.
Kalp Cerrahını Mumla Arayacağız
Tıkalı damarları açmak; duran bir kalbi çalıştırmak; her an takibinde kalmak; can olmak, hayat vermek bir hekim için gurur verici olduğu kadar zor da.
Çünkü karşılığı çoğu zaman şiddet; fazla sorumluluk, az kazanç ve konforsuzluk. Bu tablo yeni mezunları düşündürüyor.Özellikle de önümüzdeki günlerde kalp doktorlarını mumla arayacağız gibi görünüyor.
Detayları;
Prof. Dr. Köksal anlattı.
“Kalifiye hekim sayısı giderek azalmaktadır. Doktorlar kalp ve damar, beyin, göğüs cerrahisi gibi hayati riskli ameliyatların yapıldığı bölümleri tercih etmiyorlar. Cerrahi branşlarda kendini mesleğine adamış, yaptığı işten mutlu olan ve sürekli kendini yenileme çabasında olan kalifiye doktor sayısı giderek daha da azalacaktır.”
Okudunuz.Kalp atmazsa hayat durur. Bunun bilinciyle hareket etmemiz; kendimize en iyi biçimde bakmamız şart. Kalbimizi korumayı ihmal etme lüksümüz yok.